31 Ağustos 2018 Cuma

İşte CHP’nin gizli merkezi "Emin PAZARCI" (Akşam, 02 Ağustos 2018) "Kemal Kılıçdaroğlu’nun CHP Genel Başkanlığı Koltuğu’na oturmasıyla başladı bu iş. Üstelik, Muharrem İnce ve Haluk Koç gibi isimler de dahil herkesin gözünün önünde oldu. “Belki görmemişlerdir”diye biz de gözlerinin içine soktuk."

İşte CHP’nin gizli merkezi
"YENİ CHP VE 
VAN KARARLARI"
(Denize Düşen Yılana Sarılır) Bu'mu demek acaba?
Emin PAZARCI
AKŞAM
02 Ağustos 2018 Perşembe
Uzun bir uykudan yeni uyanmış gibiler. Yıllar önce yazmıştım, onlar yeni tartışıyorlar. “CHP’de gizli bir karar merkezi olduğunu ve kararların orada alındığını”söylüyorlar.
Günaydın beyler, sabah şerifleri hayır olsun.
Kemal Kılıçdaroğlu’nun CHP Genel Başkanlığı Koltuğu’na oturmasıyla başladı zaten bu iş. Üstelik, Muharrem İnce ve Haluk Koç gibi isimler de dahil herkesin gözünün önünde oldu. “Belki görmemişlerdir”diye biz de gözlerinin içine soktuk.
Aradan yıllar geçti, yeni farkına vardılar.
Kemal Bey, CHP’ye Genel Başkan seçildi, ilk skandal İstanbul Swissotel’de patladı. Umut Oran öncülüğünde bir “Arama Toplantısı” yapıldı. Önder Sav, Kemal Anadol, Hakkı Suha Okay, Akif Hamzaçebi, Muharrem İnce ve Haluk Koç gibi önemli isimlerin son anda haberi oldu.
Ne olduğunu anlayamadan gittiler. Son derece garip bir tablo ile karşılaştılar. Toplantıyı Sabancı Üniversitesi’nden Oğuz Babüroğlu yönetiyordu. Herkesin yakasına ilk isminin yazılı olduğu bir kart takılmıştı. “Hiyerarşiyi bırakın” diye bir talimat verilmişti:
-Herkes birbirine ilk adıyla hitap edecek.
Sonra, CHP’yi “tutuculukla” suçlayan sivri ve aykırı isimler kürsüye gelmeye başladılar. Garip sözler ediyorlardı. Bu yüzden Kemal Anadol ve Muharrem İnce gibi isimler, onlara tepki gösterdiler. Kılıçdarıoğlu ise, “Müdahale etmeyin” diye uyardı.
Önder Sav isyan etti:
-Bu “arama konferansı” da nereden çıktı? CHP neyi arıyor diye sorarlar? Böyle isim olmaz.
Tepkiler ve tartışmalardan dolayı, bu toplantıdan bir sonuç çıkmadı.
O gün o toplantıya katılanlar, “yönetici” konumunda olan Oğuz Babüroğlu’nun ABD’li ünlü spekülatör George Soros’tan para alan TESEV’in Yönetim Kurulu Üyesi olduğunu bilmiyordu. Ayrıca, Kılıçdaroğlu’nun da TESEV’in kurucu üyesi olduğundan habersizdiler.
O yüzden de olup bitenlere pek bir anlam verilemedi.
***
Toplantıdan sonuç çıkmadığını düşünenler yanıldı. O toplantıdan çok önemli sonuçlar çıktı. O gün orada CHP’yi savunan pek çok isim tasfiye edildi. CHP politikalarını yerden yere vuranlar ise daha sonra milletvekili ve parti yöneticisi oldu.
Kılıçdaroğlu baktı ki Kemal Anadol, Muharrem İnce, Hakkı Suha Okay ve Haluk Koç gibi isimlerle “arama toplantısı” yapılamıyor. Bu toplantıları, onlardan habersiz gizli, saklı sürdürdü. Hem de TESEV’ci isimlerle.
İkinci toplantı Van’da yapıldı…
Yöneten ise, yine TESEV’in Yönetim Kurulu Üyesi Oğuz Babüroğlu’ydu.
Van’daki bu toplantıda, o günkü CHP’lilerin tüylerini diken diken eden, ama bugünkü CHP’de kanıksanan kararlar alındı.
İşte onlardan birkaçı:
• HDP gibi yeni bir “anayasal vatandaşlık tanımı” istendi.
• Anayasa’da “etnik vurgulara yer verilmesi” zapta geçti.
• Ana dilde eğitim kararı alındı.
• ”Silahların susması” ifadesi tutanağa geçirildi. Böylece PKK ile Türk Silahlı Kuvvetleri aynı kefeye konuldu.
• Abdullah Öcalan’ı da içine alan “genel af” talebinin altı çizildi.
• Bölgede politika yapan herhangi bir siyasi partiyi ya da grubu hedef almama kararı çıktı. HDP ile seçimlerde yapılan gizli işbirliğinin alt yapısı o zaman oluşturuldu.
Vesaire, vesaire…
***
O günlerde sır gibi saklanan bu tutanağın ortaya çıkmasıyla CHP içinde kıyamet koptu. Partide pek çok isim Kılıçdaroğlu’na “CHP’yi nereye götürmek istiyorsun?” diye sordu:
-Yeni CHP derken, Van kararları doğrultusunda siyaset yapan bir parti mi kastediyorsun?
Kemal Bey’den hiçbir açıklama gelmedi. Gelmedi, ama hendek kazan teröristlere “arkadaşlar”deyip, HDP’ye güzellemeler yaparak gerekli cevabı verdi. Daha sonra CHP’den yükselen “Her aileden bir oy CHP’ye, bir oy da HDP’ye” söylemleri, fotoğrafı ortaya koydu.
CHP, şimdi bunları yeni tartışıyor. Onu da kapalı kapılar ardında yapıyor. Duruma tepki gösterenler, kamuoyu önünde tepkilerine bile sahip çıkamıyor.
Zamanında bunları yazıp, uyarmıştık. Birkaç cılız tepki dışında sesini çıkaran olmamıştı. Atı alan çoktan Üsküdar’ı geçti. Cam kırıldı, iş bitti; bu noktadan sonra kapıya kilit taksalar ne olur?
https://www.aksam.com.tr/emin-pazarci/yazarlar/iste-chpnin-gizli-merkezi/haber-760634

28 Ağustos 2018 Salı

26 Ağustos BÜYÜK TAARRUZ ve 30 Ağustos ZAFER BAYRAMINIZ kutlu olsun

26 Ağustos günü başlayıp, 30 Ağustos 1922'de "mutlak bir zaferle sonuçlanan" Büyük Taarruza katılıp, şehadet mertebesine yükselerek veya Gâzilik makamı ile şereflendikten sonra ebediyete intikal eden Sevgili Halkımız ve Muazzez Ordumuzun cephede veya cephe gerisinde cansiperane savaşan, vargüçleriyle bu uğurda çalışan bütün kahramanlarımızın (başta Mustafa Kemal ATATÜRK olmak üzere, her rütbeden Mehmetçik ve analarımızın) ruhları şad, makamları Cennet, mekânları payidar olsun... 
O Yüce Ruhlar hürmetine Cenab-ı Hak; Türk Milletine tekrar aynı felaketleri, acı, ıstırap-mezalim ve sıkıntıları yaşatmaya çalışanları kahhar ismiyle kahreylesin. Rabbimiz Türk ve İslâm âleminin ezel-ebed düşmanlarına asla fırsat vermesin. Gaflet, dalâlet ve hıyanete düşerek, dâhili ve harici bedhahlar ile iştirak, ortaklık ve işbirliği yapanları mahv ve helâk etsin inşallah.     
Bu halisane dua, asil duygu ve temennilerle Aziz ve Necib Türk Milletinin Zafer Bayramını içtenlikle Kutlar;
İnsan Hakları, Adalet Ahlâkı, Özgürlük, Hukuk, Güvenlik, Esenlik ve Bağımsızlığımızı borçlu olduğumuz;
Başta Gâzi Mustafa Kemâl ATATÜRK olmak üzere; Bütün Şehit ve Gazilerimizin "Kutsal Anıları Önününde" hürmet, minnet, şükran ve saygıyla eğiliriz.
Bilgilerinize...

25 Ağustos 2018 Cumartesi

TÜRK’LERE 1071 TUZAĞI "Prof. Dr. Ekrem Memiş" Malazgirt Meydan Muharebesi yıllardır alçakça istismar ediliyor. "1071 YALANI ve TÜRK MİLLETİ'ne Kurulan Menfur Tuzak. Hainlerce kullanılan İhanet Kapanıdır."

TÜRK’LERE 1071 TUZAĞI
Devlet Bahçeli de sık sık 1071 Malazgirt Savaşı’nı yâd ederek o tarihten bu yana Türklerin Anadolu’da olduklarını belirtir. Tarihi ve ilmi hata burada başladığı gibi birleştirmek isterken ayrıştırma faaliyetleri de bu noktada odaklaşıyor.
Prof. Dr. Ekrem Memiş
Evvelinde, Malazgirt özellikle bazı odaklar tarafından Türk çocuklarını yanlış bilgilendirmek için hazırlanmış bir tuzaktır. Malazgirt’ten daha önce 1041 Dandanakan Savaşı vardır. Eğer Anadolu’nun kapısı açılmışsa -ki ben bu mantığa karşıyım- Dandanakan Savaşı ile açılmıştır.
Ahirinde, Anadolu’nun 1071’den sonra Türklerin vatanı olduğunu söylemek tamamıyla ve özellikle Amerikan toplum mühendislerinin 1945’den sonrasında yazılan tarih kitaplarındaki dayatmasından ibarettir. Türk çocuklarını tarih bilincinden yoksun kılmanın ilk aşamasıdır. Malazgirt’i temel almak, Aka’ların, Sümerlerin ve Eti’lerin Türk olduklarını inkâr etme yoluyla Türklerin göçebe kavim olduklarını, dolayısıyla barbar olduklarını ve medeniyet kurmaktan uzak olduklarını zihinlere kazıyarak bir tür ‘mankurtlaştırma’ taktiklerinden biridir.
Gazi Paşa bu tarihsel hatayı ortadan kaldırıp atmak için yerin altını işlemekle mükellef kuruluşun adını Etibank, oradan gelecek ürünü işleyebilmek için gerekli maddiyeti temin ve teşvik için de Sümerbank adını kullanarak tarihsel bütünlüğü Türk insanına yeniden hatırlatmak istemiştir.
‘1071’ BİR TUZAKTIR.
1071 meselesinin zahirindeki (görünen, kamuoyu ve halka sunulan tehlikeli mesaj ve bilhassa yaratılmak istenen sahte imaj) husus ise bu tarihin tamamıyla menfur bir tuzak olmasıdır.
Bu konuda biri çok ilmi ve tarihi kaynak mevcuttur.
Afyon Kocatepe Üniversitesi öğretim üyelerinden Prof. Dr. Ekrem Memiş Hoca’nın çok önemli çalışmaları bu tarihi saptırmayı ve yalanı ortaya çıkartan ilmi çalışmalardan sadece biri, ama en önemlilerinden biridir.
Ekrem Memiş hoca konuyla ilgili açıklamalarını birlikte okuyalım:
“Anadolu Türklerin ikinci yurdu değildir. Anadolu Türklerin anayurdudur. Anadolu’da bundan 8 bin yıl önce de Türk devletinin var olduğu belgelerle kendini göstermektedir” demiştir.
Memiş Hoca MÖ. 2 bin 200’lere ait bir olayı anlatarak Akat Kralı Mezopotamya’dan gelmiş Fırat Nehri’ni geçerek Anadolu’ya gelmiş. Anadolu’da o zaman küçük küçük şehri devletleri var. Bu küçük şehir devletlerinden 17’si Hatti Kralı Pampa’nın önderliğinde bir araya gelmişler ve Akat Kralına karşı vatanlarını korumak için mücadele etmişler. Bu 17 kraldan biri de çivi yazılı metnin 15. Satırında geçen Türkî Kralı İlşu-Nail’di. (Anadolu’da bu gün dahi rastladığımız ‘Pampa’ veya ‘Pampal’ soyadlarının olması sizce bir tesadüf müdür?)
Burada geçen ‘Türkî’ kelimesinin Türk olduğuna şüphe yok. 2 bin yıl da buradan koyduğumuz zaman 4 bin 250 yıl önce Anadolu’da Türk kavmi olduğu gerçeği karşımıza çıkıyor.
Memiş Hoca açıklamalarını şöyle sürdürüyor: “ Bu Türk Krallığının da Hurri isimli bir kavimden gelmektedir. Bu kavim MÖ 3 binli yıllarda Anadolu’da yaşamıştır. İlmi verilerin ışığında çok daha gerilere gidildiğinde kavmin soyunun 6 binlere dayanmaktadır.2 bin de Milattan sonraki dönem eklendiği zaman karşımıza 8 bin yıllık dev bir tarih çıkmaktadır.”
Memiş Hoca açıklamalarında işin arkeolojik boyutlarına da değinerek,” o günlerden bu güne gelen 3 kültür var. İlki; neolitik köy kültürü. Onu takip eden 5 binlerde kalkolitik kültür var. Köylerin yerini şehirlere terk ettiği dönem 3. dönem. Bu dönem ise eski Tunç Çağı. Bu üç kültür arasında hiçbir kopukluk yok. Bu kopukluğun oluşmaması ise kavmin değişmediğine işaret etmektedir” diyor.
Türk adını ilk taşıyanlar Hunlar mı, Türkîler mi?
Bildiğimiz ya da bilmemizi istenilen tarihteki bilgilerimizin yanlışlığının da altını çizen Prof. Dr Ekrem Memiş. Hurilerin Anadolu’nun Doğu bölgelerinde yaşayan en eski sahiplerinden biri olduğunu ve Anadolu’nun Türk’ün ikinci vatanı olmadığı, hatta anavatanı olduğunu belirterek Göktürk Devleti’nin de ilk Türk adını taşıyan devlet olduğu tezine de karşı çıkmakta.
Memiş Hoca Hurrilerin devamı olan ve MÖ binlerde yaşayan Türkî Krallığının Türk adını taşıyan ilk devlet olduğunun da altını önemle çiziyor.
Memiş Hoca bununla da yetinmeyerek Evet hunlar Orta Asya’da bir Türk devleti kurmuşlardır ama bu devlet ilk Türk devleti değildir. Biz buralara sonradan gelmedik. Hep vardık. Ders müfredatında bunlar mutlaka işlenilmelidir.” Diye feryat ediyor.
Hadi son fasılda birkaç örnek daha vereyim.
Tanrı ömrünü uzun eylesin de Türk’e hizmetinden eksik eylemesin.
Muazzez İlmiye Çığ hanımefendinin bir sözünü aktarmak istiyorum. “Yahu biz Türkler Anadolu’nun bizim olduğunu anlatabilmek için daha kaç sefer fethetmek zorunda kalacağız “
Dahası….. Amerika’da yapılan Sümer araştırmalarında Sümerlerin müzik aletinin bilgi ve bulguları tespit edilmiştir. Sümer kayıtları bu tınıları elde edebilmek için bir çalgının olduğunu belirterek çalgının tarifini de yapmışlardır.
Ayrıntıları bir kalem geçelim. Kısacası bu çalgının adı nedir, biliyor musunuz?
“Bağ”, Yani; şu bizim bildiğimiz, meftunu olduğumuz Milli Sazımız “ Bağlama’nın atasıdır yahu.., Ne dersiniz, bağlamaya da 1071’den sonra mı kavuştuk?
… ve sözün sonu
Özellikle adında ‘Milliyetçi’ ibaresi olan bir siyasi partinin başta genel başkanı olmak üzere bütün mensupları şu 1071 meselesini bir kez gözden geçirmek zorundadırlar.
Tarihi ve ilmi gerçekler Türk ve Kürt meselesinin daha iyi anlaşılmasına yardımcı olacaktır.
Ayrıca çok önemli bir husus daha vardır ki ‘ayrışma’nın asıl kodları bu nokta kilitlenmiştir.
“Biz sizinle 1071’den beri kardeşiz” demek, aslında ‘siz ayrı bir milletsiniz ama biz sonradan, 1071’den beri kardeş olduk” demektir. Birleştirelim derken ayrışmaya hizmet etmek tam olarak bu cümlede şifrelenerek yönlendirme demektir.
Ezcümle bütün ‘Milliyetçiler’ Amerikan dayatmasında basılan 1945 sonrası ders kitaplarına ve zihniyetli sözde ilim adamlarının kaleme aldığı safsatalara kapılarak değil. Tarafsız, yansız sadece ilmi ve bilgisi olan ilim adamlarından faydalanabilirler.
İsimlerini bilmiyorlarsa listesini verebilirim.
Prof. Dr. Ekrem Memiş Hoca’nın adını zaten verdim.
Memiş Hoca’nın feryadına kulak tıkamasınlar yeter!
REFERANSLAR (LÜTFEN BAKINIZ): Prof. Dr. Servet Somuncuoğlu, Kâzım Mirşan, Halûk Tarcan, Muazzez İlmiye Çığ, Gene D. Matlock, Mahiye Morgül ve Mustafa Nevruz Sınacı "Kitap ve Makaleleri", 
(Gönderen.Kaynak:TC.İNFORM)
2 yorum:

Yusuf Yaman 28 Ağustos 2016.22:28
ÇOK TEŞEKKÜRLER HOCAM
1071 İ SİYASETÇİLERIN YANLIŞ BİLDİKLERİ KENDİLERİNE ANLATILMALIDIR.
SAYGILARIMLA.

Erdoğan Seyhan 16 Ağustos 2017.23:08
Bu konu bilimsel ortamlarda tartışılarak resmi tarihimizde yer almalı. Teşekkürler Sayın Memiş hocam.
***
Merhaba Mustafa Bey,
İlginiz için teşekkür ediyorum. Yalnız, Devlet Bey Türk tarihini 1071'den başlatmıyor, MHP'nin giriş kapısı önüne 2006 yılında açılışı yapılan Orhun Abidelerinin örneği mevcut.
1071 Malazgirt Türk tarihinde önemli bir dönüm noktası teşkil ettiğinden dolayı ve yedi düvele karşı yürütülen mücadele gereği iki partinin birlikteliği devam etmektedir. Buna partiler arası birlik değil de Türk Milletini aynı hisler etrafında birleştirmeye çaba diyelim. Tarihimizi 1071'de sınırlamak mümkün mü?
Milli Görüş kökeninden gelenler ya da diğer siyasal islamcıların bir kısmı "Türk" yerine "islami birliktelik" gibi kavramı esas aldıklarından dolayı "bin yıl"lafı ederler ama Türk'ün gücünü herkes 15 Temmuz gecesi test etti.
Anadoluya gelişin 1000. yılı diyelim. Her ne kadar bazı tarihi dokümanlar Türklerin Anadoluya gelişini daha önce gösterse de Fetih 1071'dir. 1040 Dandanakan, Büyük Selçuklunun kuruluşu kabul ama Bizans'ın Anadolu'dan çekilmesinde son nokta 1071'dir. 1071'in devamı da 1453'tür.
Emin olun ki tarihimizin hiç bir zerresini heba etmeyiz, ettirmeyiz.
Geçmiş bayramınız mübarek olsun.
selamlar
NKavcar

**

18 Ağustos 2018 Cumartesi

Türk ve Türkiye düşmanı terör-tedhiş örgütlerinin kurucusu, hamisi, koruyucu ve destekçisi, menfur Amerika'nın "Dahili Bedhah" üretim üssü.Türk Millî Eğitimini gayrımillî yapan; Türk gençliğini yozlaştıran anlaşma: FULBRİGHT!..

FULBRİGHT ANLAŞMASI TEK TARAFLI OLARAK FESİH VE "TÜRKİYE FULBRİGT EĞİTİM KOMİSYONU" DERHAL İPTAL EDİLMEK ZORUNDADIR
Türk Millî Eğitimini, Gayrımillî yapan Anlaşma 
"FULBRİGHT ANLAŞMASI”
Osmanlı devletini çökerten anlaşmalardan Balta Limanı Anlaşmasının bin beteri olan 1995 Gümrük Birliği Anlaşmasının, Türkiye Cumhuriyeti’ni ekonomik kıskaca aldığını, Türkiye’yi açık pazar yaptığını, üretime dayalı ekonomik yapıyı tümüyle ortadan kaldırarak, yerine tüketime dayalı bir yapı oluşturduğunu biliyoruz.
Türk Milli Eğitim sistemini altüst eden, Türkiye’yi parçalayacak alt yapıyı oluşturan ve Atatürk’ün Türk Milliyetçiliği fikir sistemini yok etmeyi planlayan bir anlaşma da ABD ile İsmet İnönü hükümeti (CHP) arasında 27 Aralık 1949 tarihinde imzalanan "Fulbright” Anlaşmasıdır.
ABD Fulbright bürosu, Fulbright komisyonu, Fulbright bursu, Fulbright kredisi, …vb çok sayıda ad altında, yalnız Türkiye’de değil, hemen bütün ekonomik, siyasal işgali altındaki ülkelerde çalışmalarını sürdürmektedir.
27 Aralık 1949 tarihli;
"Türkiye ve ABD Hükümetleri Arasında Eğitim Komisyonu Kurulması hakkındaki Anlaşma”nın en önemli özelliği; Türkiye’de kazanılacak Amerikan yanlısı kadroların eğitilme biçiminin saptanması ve bu iş için gerekli giderleri karşılama yöntemlerinin belirlenmesidir. Belirlemeler aynı zamanda, Amerika’nın Türkiye’ye göndereceği uzman, araştırmacı, öğretim üyesi adı altındaki personel için de yapılmaktadır. ABD’ye, Türkiye’de "yardım” edip "işbirliği” yapacak, geleceğin "Türk” yöneticilerini yetiştirmek üzere, Amerika’ya götürülecek Türk öğrenci, öğretim üyesi ve kamu görevlilerinin konumları da bu anlaşmayla belirlenmektedir.
Sözü edilen Anlaşmanın birinci maddesi şöyleydi:
"Türkiye’de Birleşik Devletler Eğitim Komisyonu adı altında bir komisyon kurulacaktır. Bu komisyon, niteliği bu anlaşmayla belirlenen ve parası T.C Hükümeti tarafından finanse edilecek olan eğitim programlarının yönetimini kolaylaştıracak ve Türkiye Cumhuriyeti ile Amerika Birleşik Devletleri tarafından tanınacaktır."
Kurulacak komisyonun yetki, işleyiş ve oluşumu ile ilgili olarak 1.1 ve 2.1 alt maddelerinde ise şunlar vardır;
"Türkiye’deki okul ve yüksek öğrenim kurumlarında ABD vatandaşlarının yapacağı eğitim, araştırma, öğretim gibi eğitim faaliyetleri ile Birleşik Devletlerdeki okul ve yüksek öğrenim kuruluşlarında Türkiye vatandaşlarının yapacağı eğitim, araştırma, öğretim gibi faaliyetlerini; yolculuk, tahsil ücreti, geçim masrafları ve öğretimle ilgili diğer harcamaların karşılanması da dahil olmak üzere finanse etmek…
Anlaşmanın 5. maddesi, Türkiye’de Birleşik Devletler Eğitim komisyonunun kuruluşunu belirlemektedir. (Burası çok önemli)
"Komisyon; dördü T.C vatandaşı, Dördü de ABD vatandaşı (ki ikisi mutlak C.I.A ajanı olmuştur)olmak üzere sekiz üyeden oluşacaktır. ABD’nin Türkiye’deki diplomatik misyon şefi, komisyonun fahri başkanı olacak ve komisyonda oyların eşit olması halinde kararı komisyon başkanı verecektir.
Bu anlaşmayla, Milli Eğitim Bakanlığı’nda bugün çalışmalarını "etkin” bir biçimde sürdüren, personel politikalarından ders programlarına, pek çok konuda stratejik kararlar önerebilen, "Milli Eğitimi Geliştirme” adlı bir komisyon vardır. 1994 yılında 60 personeli olan bu komisyonda çalışanların üçte ikisi Amerikalıydı.
Amerikalıların Türk Milli Eğitimine 1949 dan beri süregelen ilgileri günümüze dek hiç eksilmedi.
Bu durum, 2007'de de böyledir ve FULBRİGHT COMMİSSİON adı altında Türk Milli Eğitimini biçimlendiren kurulun başında 2007'de Amerikan Büyük elçisi oturmaktadır. (bu gün de o kadar taviz verdiğimize göre bu şartlar muhtemelen aynı şekilde, belki de daha da ağır şekilde devam etmektedir. Bundan daha ağır ne olacaksa?)
Yalnızca Milli Eğitim’in değil, diğer pek çok bakanlıkların 1949'dan başlayarak Amerikalı uzmanlar güdümlendiğine ilişkin acı gerçek, Türkiye’yi Amerikan yarı- sömürgesi durumuna düşürerek Türk Milleti’nin anlına bu lekeyi süren ve bu anlaşmada imzası olan İsmet İnönü tarafından, yıllar sonra, 1963'de "timsah gözyaşlarıyla” şöyle itiraf etmişti.
"Daha bağımsız ve kişilik sahibi dış politika izlemesini istiyoruz. Herkes aynı şeyden söz ediyor. Nasıl yapacağım ben bunu? Karar vereceğim ve işi teknisyenlere havale edeceğim. Onlar ayrıntılı çalışmalar yapacaklar ve öneriler hazırlayacaklar.
Yapabilirler mi bunu?
Hepsini çevresinde uzman denen yabancılar dolu. İğfal etmeye çalışıyorlar. Başaramazlarsa işi sürüncemede bırakmaya çalışıyorlar. O da olmazsa karşı tedbir alıyorlar. Bir görev veriyorum sonucu bana gelmeden, Washington’un haberi oluyor. Sonucu memurlardan önce sefirden öğreniyorum.
...
Böyledir bu işler, peygamber edasıyla size dünyaları vaat ederler. İmzayı attınız mı ertesi günü gelmişlerdir. Personeli gelmiştir, teçhizatı gelmiştir, üsleri gelmiştir. Ondan sonra sökebilirsen sök. Gitmezler. Ancak bu sorunun üzerine vakit geçirmeden gitmek gerek. Yoksa ne bağımsız dış politika ne bağımsız iç politika güdemezsiniz. Havanda su döversiniz. Fakat sanmayın ki bu kolay bir iştir. Denediğinizde başınıza neler geleceği bilinmez…”
Türkiye’nin Şubat 1948'de 705 bin dolar olan döviz varlığını, Mayıs 1950'de eksi 12 milyon dolara; 1946'da 214 ton olan altın varlığını 1949 sonunda 123 tona indiren, ülkenin dağarcığında yeterince altın ve döviz bulunmasına karşın Amerika’dan borç alarak ülkeyi Amerikan güdümüne sokan İsmet İnönü’nün bu yüz kızartıcı açıklamaları karşısında:
"Madem bunları biliyordunuz, öyleyse niçin Amerika ile antlaşmalar yaparken Türkiye’ye Amerikalı uzmanlar dolmasına neden olacak maddelere imza attınız?” .. demek gerekiyor.
İşin gerçeği bu tür Amerikan patentli anlaşmaya Amerikancı diye idam edilen Menderes yerine İnönü’nün imza atması oldukça gariptir.
Eğer bu yazıyı uzun demeden okuduysanız zannediyorum,
Neden "Tarih bize yanlış öğretilmiş” dediğimizi,
Neden Ülkemizde ABD yurttaşlarının, Bakan hatta Başbakan olabildiğini,
Neden bizlere gerçek Atatürk’ün anlatılmadığını ; artık anlıyorsunuz demektir.
İşin garibi ise, 1949’dan bu yana gelen hiçbir hükümetin bu anlaşmayı yürürlükten kaldıralım dememesidir.
Türk Gencine gerçek Türk Tarihi’ni öğretmek boynumuzun borcu olmalıdır. Zirâ Türk Genci ‘nin cesaretinin de, ferasetinin de, idrâkinin de, inancının da kaynağı gerçek Türk Tarihi’dir. "Türk genci atalarını tanıdıkça daha büyük işler yapmak için kendinde güç bulacaktır." Gazi Mustafa Kemal ATATÜRK
Selam ile…
Murat ÇALIK
***
Not: Bu yazıda Cengiz ÖNAKINCI’nın "Türkiye’nin Siyasi İntiharı Yeni- Osmanlı Tuzağı ”adlı kitabından ve Metin Aydoğan ‘ın "Türkiye Üzerine Notlar” kitabından alıntılar yapılmıştır.
Türkiye Fulbright Eğitim Komisyonu
Türkiye Fulbright Eğitim Komisyonu, ya da diğer bir adıyla Türkiye-Amerika Birleşik Devletleri Kültürel Mübadele Komisyonu, 1949 yılında Türkiye ve Amerika Birleşik Devletleri arasında imzalanan ikili anlaşma ve Türkiye Büyük Millet Meclisi’nden geçen 13 Mart 1950 tarih ve 5596 sayılı kanun çerçevesinde çalışmalarına başlamıştır. Komisyonumuz, Türk ve Amerikalı üniversite mezunlarını, akademisyenleri, sanatçıları ve kamu görevlilerini eğitim, yaşam ve seyahat masraflarını kapsayan burslarla desteklemekte ve ABD’de eğitim almak isteyen Türk öğrencilere eğitim danışmanlığı hizmeti sunmaktadır. Komisyonumuz, Türk ve Amerikan halkları arasında eğitim ve kültürel değişim yoluyla ortak bir anlayış geliştirmek için kurulmuştur.
Türkiye Fulbright Eğitim Komisyonu yönetimi, Yönetim Kurulu ve Genel Sekreterlikten oluşmaktadır. Komisyonumuzun Yönetim Kurulu üyeleri, Türk ve Amerikan Hükümetleri tarafından atanmakta ve bu üyeler her iki ülkeyi temsil etmektedirler.
Komisyonumuzun bütçesi 1949 yılındaki kuruluşu itibariyle, Türk ve Amerikan Hükümetleri tarafından ortaklaşa oluşturulmaktadır. 2010 yılında kuruluşunun 70. yılını kutlayacak olan Türkiye Fulbright Eğitim Komisyonu, kurulduğundan bu yana yaklaşık 6.500 Türk ve Amerikalı öğrenci ile akademisyene burs olanağı sağlamıştır. Fulbright mezunu Türk öğrenci ve öğretim üyeleri, ABD’deki çalışmalarını tamamladıktan sonra Türkiye’ye dönerek ülkemize faydalı çalışmalar yapmaktadırlar. Türkiye’ye gelen Amerikalı akademisyenler de, çeşitli dallarda gerçekleştirdikleri araştırmalar ve aldıkları eğitim ile alanlarına önemli katkılarda bulunmaktadırlar. Programlarını tamamlayıp ülkelerine dönen Fulbrightlılar, görev aldıkları önemli pozisyonlarda, Türkiye ile bağlarını sürdürerek, Fulbright’ın amacını uygulamış ve gerçekleştirmiş olmaktadırlar.
Komisyonumuzun merkez ofisi Ankara’da olup, İstanbul’da da bir irtibat ofisi bulunmaktadır.
Geleceğimiz yıldızlarda değil, akıllarımızda ve kalplerimizdedir. Birbirini tamamlayan yaratıcı liderlik ve çağdaş eğitim, insanoğlu için umut dolu bir geleceğe yönelik ilk gerekliliklerdir. 40 yıl önce Amerikan Senatosu’na önerme ayrıcalığını yaşadığım uluslararası burs programı, liderliği, öğrenmeyi ve kültürlerarası anlayışı geliştirmeyi hedeflemiştir ve halen hedeflemektedir. Bu mütevazı programın paha biçilemez hedefleri vardır, çünkü uluslararası ilişkilerin geçmişteki içi boş ve güce dayalı sistem yerine daha medeni, akılcı ve insani temeller üzerine kurulmasını başarmıştır. Ben bu işe başladığım zaman buna inandım ve hala inanıyorum.
Senatör J.William Fulbright
Yönetim Kurulumuz
Türkiye Fulbright Eğitim Komisyonu’nun faaliyetlerini denetleyen, kural ve politikalarını belirleyen bir Yönetim Kurulu bulunmaktadır. Yönetim Kurulu üyeleri, dördü Türk, dördü Amerikalı olmak üzere sekiz üyeden meydana gelmektedir ve üyeler bir takvim yılı için seçilmektedirler. Üyelerin görevlerinin müteakip seneler için uzatılması mümkün olabilmektedir.
Yönetim Kurulu aşağıdaki Türk ve Amerikalı üyelerden oluşmaktadır:
John Thomas McCarthy, Yönetim Kurulu Başkanı, ING Bank Türkiye, İstanbul
Funda Kocabıyık, Avrupa Birliği ve Dış İlişkiler Birimi Genel Müdürü, Milli Eğitim Bakanlığı, Ankara
Ayşegül Gökçen Karaarslan, Kültürel Diplomasi Genel Müdür Yardımcılığı Genel Müdür Yardımcısı Vekili, Dışişleri Bakanlığı, Ankara
Scott Weinhold, Basın ve Halkla İlişkiler Müsteşarı, Amerika Birleşik Devletleri Büyükelçiliği, Ankara
Doç. Dr. Mehmet Akif Kireççi, İktisadi, İdari ve Sosyal Bilimler Fakültesi Öğretim Üyesi, İhsan Doğramacı Bilkent Üniversitesi, Ankara
Prof. Dr. Muhsin Kar, Niğde Ömer Halisdemir Üniversitesi Rektörü, Niğde
Jeffrey J. Anderson, Basın ve Halkla İlişkiler Müsteşarı, Amerika Birleşik Devletleri İstanbul Başkonsolosluğu, İstanbul
Aslı Başgöz, Kıdemli Ortak Avukat, White & Case LLP Uluslararası Hukuk Bürosu, İstanbul

17 Ağustos 2018 Cuma

Prof. Dr. Anıl Çeçen ABD ile yaşanan gerilim ve Türkiye'nin uluslar arası durumuyla ilgili ANAYURT Gazetesi'ne açıklamalar ve değerlendirmelerde bulundu. “Trump kendi müttefiklerini düşman olarak ilan etti”

ABD Başkanı Trump müttefiklerini düşman ilan etti... 
Prof. Dr. Anıl Çeçen, ABD ile yaşanan gerilim ve Türkiye'nin uluslar arası durumuyla ilgili değerlendirmelerde bulundu. ABD ve Türkiye arasındaki gerilimi “Trump kendi müttefiklerini düşman olarak ilan etti” diye değerlendirdi.
ANKARA- (ANAYURT GAZETESİ) Prof. Dr. Anıl Çeçen, ABD ile yaşanan gerilim ve Türkiye'nin uluslararası durumuyla ilgili değerlendirmelerde bulundu.ABD ve Türkiye arasında gerilim döviz kurunu yükseltmeye başladı. Ortadoğu'daki savaşlar devam ediyor. Türkiye'nin uluslar arası ilişkilerdeki konumu tartışmalı. Anayurt Gazetesi'ne değerlendirmelerde bulanan Prof. Dr. Anıl Çeçen, ABD ve Türkiye arasındaki gerilimi "Sadece iki ülke arasındaki çekişme değil. Uluslararası konjonktürde ABD'nin gelmiş olduğu yeni durum dünyaya farklı yansımalar getirdikçe ABD sadece Türkiye ile değil bütün dünya ülkeleriyle karşı karşıya geldi. Trump, Putin ile görüşmeye giderken 'Avrupa ülkeleri benim düşmanım' dedi. Halbuki bunlar İkinci Dünya Savaşı'ndan buyana NATO ittifakı içerisindeler. Trump kendi müttefiklerini düşman olarak ilan etti. Yani ABD'nin dünyadaki konumu değişirken, Türkiye'deki konumu da değişiyor" diye yorumladı.
Dolar normal koşullarda bu durumda olmamalı.
Prof. Dr. Anıl Çeçen, döviz kurlarının artmasının Türkiye'nin iç koşulları nedeniyle olmadığına dikkat çekerek, "Yükselme tamamen uluslararası konjonktürde gelinen yeni aşamanın yansıması. Dolar normal koşullarda bu durumda olmamalı. Trump Avrupa'yı kendisine düşman ettikçe, Avrupa ülkeleri başta İngiltere ve Fransa gibi eski sömürgeci devletler ABD doları üstünlüğüne dayanan para sisteminin devam etmesini bugün kabul etmiyor. Buna açıktan karşı çıkmıyorlar ama Türkiye'de bu yükselişi uzaktan yönlendirerek, ABD'ye mesaj vermeye çalışıyorlar" diye konuştu.
"Suriye savaşını çıkaran ülke İsrail'dir"
Prof. Dr. Anıl Çeçen Ortadoğu'da süren savaşlar ve karışıklıklarla ilgili de değerlendirme yaptı. "Suriye savaşını çıkaran ülke İsrail'dir" diye vurgulayan Anıl Çeçen, "Suriye'deki savaşta devletler savaşmıyor. Burada emperyalizm ve siyonizm oradaki terör örgütlerini kullanıyorlar. PKK ve PYD'nin arkasında ABD desteğini görüyoruz. Bu coğrafyada İsrail bölgeye egemen olmak için bölge devletlerini parçalayacak şekilde terör örgütlerini kullanıyor. Türkiye de terör örgütlerinin baskısı altına alınmaya çalışıyor" yorumunda bulundu.
'TÜRKİYE YOLUNA DEVAM EDİYOR'
Prof. Dr. Anıl Çeçen dünyanın çok kutuplu bir dünyaya doğru dönüştüğünü belirterek, "Dünya batı hegemonyasından uzaklaşmakta. Bakın Çin'in önderliğinde Asya ülkeleri Şangay İş Birliği Örgütü gündeme getirdiler. Ayrıca Batı'nın politikalarına karşı çıkan Brezilya, Hindistan, Çin, Rusya'nın beraberinde kurduğu BRICS ittifakı da bu doğrultuda yeni bir alternatif olarak çıktı. Hatırlayın BRICS'in son genel kuruluna Sayın Cumhurbaşkanı Erdoğan katıldı. Türkiye'nin batı dışında diğer dünya ülkeleriyle yakınlaşması gündeme geldi. Batı eskisi gibi tek merkez olmaktan çıktı. Onun hegemonyasına karşı yeni alternatifler gündeme geldi. Türkiye'de bu yeni oluşumları değerlendirerek, yoluna devam etme çabaları sarf ediyor" dedi.
'TÜRK HALKININ İRADESİ DOĞRUTUSUNDA'
Uluslar arası arenadaki karışıklığa karşı Türkiye'deki iktidara ve muhalefete tavsiyelerde bulunan Çeçen, şunları söyledi: "Sakın ola emperyalizmin çıkarları doğrultusunda gerçekleştirilmek istenen iç çatışma konularına alet olmasınlar. İktidarın daha hoşgörülü ve anlayışlı olması gerekir. Muhalefetin de iktidara neden gelemediklerini ve halk kitlelerinden nasıl oy alacaklarını, kendilerini nasıl yenilemeleri gerektiği konusunu tartışması gerekir. Önümüzdeki dönemde iç savaş ya da bölge savaşlarına alet olmamak için demokrasinin işlemesi gerekir. Seçimler yoluyla da iktidar değişikliği sağlanarak, bir alternatif iktidarın iş başına gelmesi sağlanmalıdır. İşte o zaman Türkiye'de demokrasi kurumsallaşır, tek adam rejimi üzerinden bizi bölgesel projelere yönlendirmek isteyen güç merkezlerinin girişimlerine karşı Türk halkının iradesi doğrultusunda devlet içi dengelere fırsat yaratılacaktır." (ANAYURT, Ankara-16.08.2018, Röportaj: Tamer Arda ERŞİN)

16 Ağustos 2018 Perşembe

ABD'ye misilleme yapmak şart. Ama nasıl? "Halkın ticaret mallarına zam yapıp KARABORSACIYI İHYA EDEREK değil!, "ABD bayrağını ülkemizden söküp atarak; Amerikan askerini sınır dışı ederek ve bütün terör-tedhiş örgütlerinin derhal BÜTÜN UZANTI ve BAĞLANTILARININ kökünü kurutarak yapılmalıdır."

Türkiye'de kaç ABD üssü var, neredeler? Ve neden halâ varlar?..
ABD'nin Türkiye'ye yönelik yaptırım kararlarından sonra gözler Türkiye'nin atacağı karşı adımlara çevrildi. Türkiye'nin ABD'ye karşı atacağı adımlardan birinin de ülkedeki ABD üslerini kapatmak olduğu belirtiliyor. Peki Türkiye'de kaç ABD üssü var, Türkiye'deki ABD üsleri nerede?
TÜRKİYE (03 Ağustos 2018 Cuma) Dünya Bülteni | Haber Merkezi
Türkiye ile ABD arasındaki misyoner rahip Brunson krizinden sonra Trump yönetiminin aldığı yaptırım kararları iki ülke ilişkilerini daha da gerginleştirdi. ABD yönetimi Adalet ve İçişleri Bakanları'nın mal varlıklarına el koyma kararı alarak, onlarla her türlü ilişkiyi yasakladı. ABD'nin bu adımından sonra gözler Türkiye'nin atması muhtemel adımlara çevirdi. Türkiye, ABD'ye karşı neler yapabilir? Akla gelen ilk yaptırım seçeneklerinden biri ülkedeki Amerikan üslerinin kapatılması. Peki, ABD'nin Türkiye'de kaç tane üssü var ve nerelerde yer alıyor?
İşte Türkiye'deki ABD üsleri:
İstanbul, Diyarbakır, İzmir, Adana, Malatya ve Ankara’da birden fazla yabancı askeri tesisin olduğu ve Türkiye’nin yedi bölgesinden sadece Karadeniz Bölgesi’nde ABD ve NATO’ya bağlı askeri üslerin bulunmadığı da yine göze çarpanlar arasında.
1 - İNCİRLİK ÜSSÜ
İncirlik Hava Üssü yönetimi ve denetimi TSK’da olan, NATO’nun önemli bölgesel bir depo üssüdür. Adana’ya 10 km uzakta bulunan üs, Akdeniz’e 56 km uzaklıktadır. Türk Hava Kuvvetleri 10. Ana jet üssü ve ABD hava kuvvetleri 39. Ana jet üssü burada görev yapmaktadır.
2- İZMİR HAVA ÜSSÜ
İzmir Hava Üssü İzmir’in 17 km kuzey batısında Çiğli’de bulunan Avrupa’daki ABD hava kuvvetleri’ne (USAFE) bağlıdır. 42 uçak ve 300 asker-personel bulunan üste I-HAWK ve Roland füze sistemleri konuşlandırılmıştır. İzmir Hava Üssü NATO’nun Türkiye’deki en eski üssü olmakla beraber, son yıllarda önem kazanmıştır. 11 Ağustos 2004’de LANDSOUTHEAST karargâhı Napoli’den İzmir’e taşınmış, 1 Ocak 2006’da da ABD 16. hava filosu, Almanya’nın Ramstein hava üssünden alınarak buraya yerleştirilmiştir.
3 - ŞİLE ÜSSÜ
Stinger füzelerinin fırlatılması için uluslararası standartlarda bir atış alanıdır.
4 - KONYA
Konya 3. Ana Jet Üs Komutanlığı: Irak savaşı sürecinde NATO tarafından getirilen AWACS’lar burada üslenmiştir.
5 - BALIKESİR
Balıkesir 9. Hava Jet Üssü: Bu üsde 6 adet “vault” denilen füze rampası bulunmaktadır.
6 - MUĞLA
Muğla Aksaz Deniz Üssü olarak kullanılmaktadır.
7 - ANKARA
Ankara-Ahlatlıbel, Amasya-Merzifon, Bartın, Çanakkale, Diyarbakır-Pirinçlik, Eskişehir, İzmir-Bornova, İzmit, Kütahya, Lüleburgaz, Sivas-Şarkışla, İskenderun, Ordu-Perşembe, Rize-Pazar, Erzurum, Van-Pirreşit ve Mardin’de NATO’ya bağlı Birleştirilmiş Hava Harekat Merkezleri (CAOC6) bulunmaktadır.
Ankara, Karamürsel, Sinop, Hakkari, Hatay, Erzurum Kargapazarı; dinleme üsleri.
Ankara Cevizlibağ, Elmadağ, İstanbul, İzmir; dinleme ve harekat merkez üsleri.
Adana-Hatay Toroslar; CIA, Gladio eğitim üssü.
Tekirdağ Çorlu Havaalanı; Lojistik destek üssü.
Konya; AWACS erken uyarı uçakları bu üste.
Gaziantep-Batman Havaalanı; Lojistik destek amaçlı havaalanları. Heronların üssü.
Sabiha Gökçen Havaalanı; Lojistik destek havaalanı.
Mersin Taşucu Limanı; Limanda liman ve helikopter pisti var.
İskenderun Limanı; Türkiye’nin en geniş konteynır alanına sahip bulunuyor.
Adana İncirlik; Nükleer bombaların yer aldığı, ABD’nin bölgedeki tek harekat üssü.
Diyarbakır; Hava üssü, NATO askeri var.
Şırnak-Silopi; Lojistik depolama yeri.
Mardin; İncirlik Üssü’ne ve İskenderun’a gelen ABD asker ve teçhizatları için geçiş yeri.
Şanlıurfa; yakıt ikmal üssü.
Türkiye’de NATO’nun ve Amerika Birleşik Devletleri’ne (ABD) bağlı askeri üsler ve askeri mevcudiyet haritası:

EN ÇOK OKUNAN.POPÜLER